2 Ekim 2009 Cuma

nerden başlasam


onca zaman ara verince yazmaya,bide nerden başlıyacağını düşünerek mesai harcıyorsun son postu atalı nerdeyse 3 ay olmuş;çok şey olmuş ama hep öngördüklerimiz olmuş,Gökçekler ermiş muradına ama davulun sesi mesafe azalınca hoş gelmez olmuş..
bu post besmelesi olsun bloğun...ne yazsam baskısını atmış olayım üstümden..

3 Temmuz 2009 Cuma

Favori Sol Campbell


Herne kadar ulusal basında gerekli alakayı göremesede neresinden baksan heyecan dolu 1-2 günün ardından Vassell'le her konuda anlaşılıp imza aşamasına gelindi,Vassell çarşamba tekrar Ankara'da olup çalışmalara katılacak.Vassell'e görülmemiş bir karşılama düzenleyen Ankaragücü taraftarı şimdi merakla ismi geçen diğer yabancılardan haber bekliyor,şimdiden havaalanı hazırlığı yapmaya koyuldular,geliyo haberi gene binleri yollara döker.Şahsi favorim ve isteğim Nazarenko olsada,fısıltı gazetesinin favorisi Sol Campbell,plase Nazarenko süprizler ise Maniche,Edinho.Haftaya Ankara'da olucak Vassell yakın arkadaşı ve milli takımdaki oda arkadaşı Campbell'i da getirirse süpriz olmayacak.
Sol Campbell viki

26 Haziran 2009 Cuma

Transfer kulisleri


Gitti,kalacak,kaldı,imzaladı derken iç transferde önemli bir fire vermeden atlatılmış gözüküyor sıkıntı,sıra heyecanla beklenen dış transfere özellikle yabancı transferine geldi.İşin maddi boyutu için nasıl kaynak yaratmak gibi planı var yönetimin bunu bilemiyoruz ama son dönemde entresan isimler dolanıyor Ankaragücü kulislerinde...İsmi taraftar forumlarında da deşifre olan Ukrayna milli takımın ortasaha'sı Sergiy Nazarenko,Atletico Madrid'de kadro dışı kalan kariyerinin en kötü günlerini yaşayan Portekizli Nuno Maniche,Paris Saint Germain'in ortasahası Stephanne Sessegnon ve son olarakta basınada yansıyan Manchester City ve İngiltere'nin eski forveti Darius Vassell.
Akıbetleri önceki senelerdeki bomba yıldız transferlerine mi döner yoksa gerçekleşir mi göreceğiz.

25 Haziran 2009 Perşembe

Ben özledum abimi ağlasam ayıp midur ?


Kazım Koyuncu ve Trabzonspor


Gidişinin 4. yılında Birgün'ün ailesiyle yaptığı ropörtaj için tıklayın.

11 Haziran 2009 Perşembe

Sessizlik

Bir kaç hafta önce;lig biter Ankaragücü'nde gündem hareketlenir demiştim,fena çuvalladım.Lig devam ederken neredeyse hergün bir yenisi çıkan "birleşme" haberleri bile bıçakla kesilmiş durumda,en azından basına yansıyan bu!
Birleşme pazarlığının tarafları "onursal başkanlar" Cemal Aydın ve Melih Gökçek'in sessizliği konunun askıya alındığını veya vazgeçildiğini düşündürsede,ben bunu Cengiz Topel Yıldırım yönetimini saf dışı bırakmak adına izlenen bir yol olduğunu düşünüyorum.
Zaten geçmiş dönem borçları,100.yıl baskısı,birleşme senaryoları ile hareket alanı iyiden iyiye daralmış Başkanın,ligin bitmesinden bu yana sessizliğe ortak olması,"zamanı gelicek" dediği hedef ve gelecek projeleri konusunda bırakın somut bir adımı tek satırlık bir açıklama dahi yapmaması,yeni başlayan transfer döneminde olumlu anlamda tek bir gelişme olmaması Cengiz Topel Yıldırım'ın arkasındaki taraftar direncini kırmak üzere.
Mevcut bu sıkıntılı durum;Ankaragücü geleceğini garanti altına alıcak projeler yerine günlük başarılar vaadederek tribünlere oynayan, Cengiz Topel Yıldırım'la uzlaşmak beraber hareket etmek yerine pes ettirmeye çalışan,dillendirmedikleri asıl amaçlarını gerçekleştirebilmek adına öne sürdükleri "şartların" kabul edilmesine zorlamak için kulübün yaşadığı yada yaşayacağı sıkıntıları şahsi çıkarları uğruna kullanmaktan çekinmeyen "Ankaragücü camiasını" meze yaptıkları pazarlık sofrası taraflarının ekmeğine yağ sürüyor.
Bütün bunların yanında "ak saçlı adamın" Cengiz Topel Yıldırım'a kapalı kapılar ardında yaptığı "yapamıyorsan bırak" manevi baskısı,olağanüstü kongreyle göreve gelmiş ve sonucu belli olağan kongreyi en fazla 9 ay daha ertelemekten başka alternatifi olmayan Başkanı köşeye sıkıştırıyor.

5 Haziran 2009 Cuma

Ve goll



Ktunnel'den girmek için link;
http://www.youtube.com/watch?v=8SMorJXe5l4

4 Haziran 2009 Perşembe

Çim kokusu,yeniden


19 mayıs stadında maçlarını oynayan 3 takımın başarısız sezonununda ne kadar sorumludur bilemem ama bu sahada oynayan futbolcuların ortak şikayet konusu suni çim zemindi.
3 takımdan Hacettepe sahasında 5 galiyet 2 beraberlikle küme düşmüş,Ankaragücü 6 galibiyet 3 beraberlikle sondan bir hafta önce küme düşmekten 1 puanla kurtulmuş ve son hafta Ankaragücü'nün yenilmesiyle averajla ligde kalan Gençlerbirliği 6 galibiyet 4 beraberlikle tamamlamış ligi.
Gençlerbirliği iç sahada aldığı 6 galibiyetten 2 sini Ankaragücü ve Hacettepe'den alırken;Ankaragücü 6 galibiyetin 1'ini Hacettepe yenerek almış.
Hacettepe ise sahasında aldığı 5 galibiyetide kendi sahasında en az galibiyet alan takım olmuş.
Ankaragücü Hacettepe hariç küme düşen takımlardan sadece Kocaelispor'u yenebilirken Gençlerbirliği Konya'yı yenmiş Kocaeliyle berabere kalabilmiş,Hacettepe ise diğer iki küme düşen takımdan puan alamamış.
3 takımda,iç sahada yenilen atılan gollerin ve alınan sonuçlar istatitistiklerine bakıldığında ligin en kötü 5 takımının arasında yeralmış.

Ankaragücü Gençlerbirliği ortak girişiminin aldığı tekrar doğal çime dönme kararı istatistiklerin tersine dönmesine nasıl etki edeceğini hep beraber göreceğiz.
Klasspor'un konuyla ilgili haberi.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Hitit Güneşilemece





İndir,bastır,yapıştır
Hitit Güneşi 1
Hitit Güneşi 2

Yeni teklif

Denizli maçından sonra matematiksel olarak da ligde kalma garantilenince bu senenin popüler konusu "birleşme meselesi" hepten ayyuka çıktı.Kulünbe yakın isimler tarafından dillendirilen bir kısmı Cengiz Topel Yıldırım yönetimi tarafından ödenmiş 16-17 trilyonu bulan borç kongre hakimiyetini elinde bulunduran,"onursal" Başkan Cemal Aydın'ın bu pazarlığı biran evvel kapatıp kulübü Gökçek'lere teslim etme arzusunun sebebi.Öyleki bugüne kadar tekelinde bulunun kongre üyeliği,tüzük değişikliği gibi konularda bile taviz vermeye hazır.İş böyle olunca ister istemez her fırsatta kulübe tek para verenin kendisi olduğunu söyeyen Cemal Aydın'ın Gökçek'lerle girdiği borcu kapatma pazarlığında alacaklılardan biri olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Aslında bu pazarlık haftalar öncesinden yapılmış ve el sıkılmıştı,ne olduysa kimilerinin "kukla" başkan dediği Cengiz Topel Yıldırım göreve geldikten sonra oldu.
Plan gayet açıktı ödenmeyen futbolcu alacakları,karma karışık olmuş tribünler zaten işi çok zor gözüken Ankaragücü'nü hepten çıkmaza sokuyordu,Cengiz Topel Yıldırım bu kaos ortamından çıkamayacak,tarihe adını Ankaragücü'nü küme düşüren Başkan olarak yazdıracaktı.Ankaragücü'nün küme düşmesi oturdukları pazarlık masasında tüm kozların Gökçeklere geçmesini sağlıyacaktı,bu sondan nasibini alacağını bilen Cemal Aydın'ın her konuda taviz vermesi mümkün olacaktı.
Plan Ankaragücü'nün küme düşmesi üzerine kurulmuştu,Gökçekler tarafından ticari sicil gazetesinde kuruluş maddeleri kelimesi kelimesine Ankaraspor AŞ ile aynı olan bir Ankaragücü AŞ dahi kurdurulmuştu.Hatta bu dönemde Melih Gökçek küme düşmesi durumunda bir çözüm bulanacağını söyliyerek almak isteyene yeterli sinyali vermişti.
Beklenmeyen oldu,Ankaragücü küme düşmedi üstelik yeni yönetim göreve geldiğinden beri 12 yıllık Cemal Aydın döneminde yapılmayan basit icraatlarla taraftarından başka hiç birşeyi kalmamış Ankaragücü camiasının unsurlarını teker teker bir araya getirmeyi bu kısa dönemde başardı.Denizli maçında stad dışında taraftarla kol kola takım otobusünü karşılamasıyla,gollerde tribünlere uyup şeref tribününde tezahüratlara katılmasıyla,kısa vadedeki hedefi olarak koyduğu ligde kalabilmeyi başardığı maç sonunda sahanın ortasına inip taraftarın çoşkusuna katılmasıyla pazarlık taraflarının hiç ummadığı bir şekilde tribünlerin gönlünü fetetmeyi bildi.


Cengiz Topel gerçeği kelimenin tam anlamıyla pişmiş aşa su katınca Gökçekler hiç hesaplamadıkları bu durum karşısında çözüm üretmekte zorlanınca bir süredir yapmadıkları tribün liderleri toplantılarına tekrar başladılar üstelik neredeyse hergün.
Son yuvarlak masa toplantısında;taraftarın büyük bölümünün isteği Cengiz Topel başkalığında bir yönetime destek verilmesi alternatifi doğal olarak Gökçek tarafından kabul görmeyince fantastik bir teklifle Ankaraspor AŞ'nin isim değiştirerek Ankaragücü Aş adıyla MKE Ankaragücü(bu orjinali)'yle beraber süper ligde oynamasını ve tribünlerin destek vermesini önererek kendisine yakıştırılan "sürrealist" sıfatının ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı.
Gökçeklerin bu hayalgücü ve rant aşkı olduğu sürece daha çok yuvarlak masa toplantıları duyarız,bu toplantılardan sonuç çıkarmı çıkarsa ne olur orasını zaman gösterecek.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Futbol Endüstrisi



Mean Machine

Futbol filmlerine devam;Lock Stock and Two Smoking Barrels ve Snatch'den tanıdığımız yönetmen Guy Ritchie'nin yönetmen olarak değil ama çorbaya tuz attığı eğlenceli bir futbol filmi.
Eski futbolcu Danny Meehan (Vinnie Jones)alkollü araç kullanmak ve polise saldırmaktan hapse düşer tabiki bazı mahkumlarla kirli ilişkileri olan bir hapishane müdürü,bela mahkumlar,zorlu gardiyanlar onu beklemektedir.Bahis düşkünü müdür mahkumlarla gardiyanlar arasında bir maç düzenler,kariyerinde şikecilikte bulunan Meehan mahkum takımının hem antrenörü hem oyuncusu olur.
Mahkum takımının azılı suçlu kalecisi Monk(keşiş)rolündeki Jason Statham'ın sahneleri ve oldukça uzun süren Pele'li Ardiles'li Stallone'li "Zafere Kaçış" filmine el sallayan Mahkumlar-Gardiyanlar maçı filmin en eğlenceli bölümleri.
Başroldeki Vinnie Jones'un kariyerinde Wimbeldon, Leeds United, Sheffield United, Queens Park Rangers ,Chelsea gibi takımlar ve,bir maçta Gascoigne (Gazza)yaptığı aşşağıda fotoğrafı olan hareketle 3.saniyede oyundan hakemin kırmızı kart bile göstermeye gerek duymadan atılması gibi acayip bir rekorun sahibi olan eski bir futbolcu olduğunu hatırlatalım.


Bilimum torent ve yerli divx sitelerinde mevcut film indirip izleyin derim hatta eliniz değmişken tüm Guy Ritchie filmlerini

Youtube sansürlü mü?,gir Ktunnel'e yapıştır linki;
http://www.youtube.com/watch?v=NNXrZCPU5uc

26 Mayıs 2009 Salı

Nelerden vazgeçmedik ki


Stumble,google gezerken "Pek Lüzumlu Neşriyat" ta rastladım fotoya,pankartla sevgiliye mesaj gönderilmesine evlilik teklif edilmesine filan çok alışkınızda,karşı tarafın mesajına ilk kez rastladım.
Belli ki "Aston Villa sevdası" uğruna sevgiliden vazgeçen Jack'e abla anlıyabileceği dilden vermiş cevabı "Jack,are the Villa realy more important than our marriage ? it's over,Jess*" diyip.
Tribün tozunu yutmuşların çoktur böyle "nelerden vazgeçmedik ki" hikayeleri,bestelere konu olmuş aşklar,bitirilememiş okullar,yapılamamış kariyerler.Maça gitmek için sevgililere nice yalanlar söylenmiş,okuldan kaçılmış,deplasmana gidiş geliş hesaplanıp işyerine türlü taklalar atılmıştır.
Hadi bunlar neyse hepimizin yaptıklarıda,kimileri var ki hani versen "Zeki Demirkubuz" a film çıkar o adamların hikayelerinden.
Ankaragücü tribünlerinde bolcadır bu adamlardan,kendi nikahını bırakıp damatlığıya maça gelip kız tarafıyla oğlan tarafını peşinden maça getiren mi dersin,hastanede kalp ameliyatı olmayı beklerken radyodan dinlemeye dayanamayıp üstünü bile değiştirmeye gerek duymadan maça kaçanını mı istersin,mağlubiyetle dönülen bir deplasman sonrası radyoda nedenlerini anlatan takım kaptanına telefonla bağlanıp çatlak sesle maça gitmek için para bulamayıp evdeki mutfak tüpümü sattım diyeninemi,velhasıl tribün adamının ruh haline akıl sır ermez.

*"Jack,gerçekten Villa evliliğimizden daha mı mühim ? Bitti,Jess"

Burdan Jack abime selam ediyorum.Sana kız mı yok be abi.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Turkish Delight...



Youtube giremeyenler Ktunnel'e buyrun.bu da link;
http://www.youtube.com/watch?v=nV2K_gqlnT8

24 Mayıs 2009 Pazar

Hesap bitti...

Haftalardır elde kağıt kalem kafada,olasılık hesapları yapma durumu,bu akşam sona erdi nihayet.Fenerbahçe'nin erken bulduğu goller stresi azaltsada açıkcası 3.golü bulana kadar kendini hissettirdi.
Bu sene biter,gözler şimdi Cengiz Topel ve yönetiminde ateşten gömlek giyip geldikleri,hiç dillendirmeselerde her anlamda enkaz olarak devraldıkları zorlu dönemeçten alınlarının akıyla çıktılar.
Şimdi haftalar önce bu güne ertelenen 100.yıl planlarını projelerini ortaya koymada ve bu yolda yürümede.
Kapalı kapılar arkasında plan yapan farelere,leş akbabalarına,B planı(!) ortaklarına buradan el sallıyorum...

Football is fredoom



“Football is a whole skill to itself. A whole world. A whole universe to itself. Me love it because you have to be skilful to play it! Freedom! Football is freedom.” (Bob Marley- 1979)”

21 Mayıs 2009 Perşembe

Birleşmenin derdi...


Neredeyse bir hafta on günde bir özellikle yerel medya kuruluşlarında birleşme meselesiyle ilgili bir haber çıkmazsa hayret eder bir hale geldim.Karşıyaka play-off finalinde yenilip,süper ligden olunca bu kezde İzmir medyası birleşmeyle alakadar olmuş.Haberin kaynağı Yeni Asır gazetesi olunca,iki düşünüp bir yazmak gerek.Tez şu;her iki Ankara kulübüde ligde kalırsa iki kulüp Ankaragücü adıyla birleşecek dolayısıyla ortada süper ligde mücadele eden Ankaraspor kalmayacak,bu durumdada plat-off finalisti Karşıyaka için süper lige çıkma şansı doğacak..
Olayın aslında birkaç boyutu var;işin hukuksal boyutu hakkında kimse net bilgi sahibi değil,yani bu birleşme mümkünmü,eğer mümkünse süper lig 17 takımla mı oynanıp seneye 4 takım mı çıkar,yok 18 takımla oynanacaksa Ankaraspor'un yerine ligden düşecek bir takım mı yoksa finalist Karşıyaka mı süper ligde oynar bunlar belirsiz.
Başka bir durum benim tanıdığım bildiğim Melih Gökçek;Ankaraspor artık yok deyip kararı Federasyona bırakmaz,bu kadar enfes bir rantı başkalarına yar etmez.
Diyelim ki Yeni Asır'ın tezi tutar ve Ankaraspor'un süper ligde mücadele etme haklarını başka bir kulübe devri gündeme gelir tercihde İzmir'den yana olursa,Melih Gökçek'in dolayısıyla AKP'nin bu siyasi hamlesi İzmir'de acaba nasıl karşılanır.
Ankaragücü ligi matematiksel olarak garantiledikten sonra formül üzerine formül üretilecek,şuanda meclisde tartışılan spor kulüplerinin yapısal değişiklikerinide bağlayan yasa tasarısının bu formüllerin önünü açacak şekilde çıkacağını tahmin etmek için siyasi analiz uzmanı olmayada gerek yok.

Yeni Asır'ın konuyla ilgili haberi;

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Fatih Mert


Aslında Cengiz Topel Yıldırım yönetimi hakkındaki düşüncelerimi,ligde kalma hesaplarının bitmesinin ardına saklıyorum ama ligin sonuna doğru bir çok takımdaki yöneticisinden,futbolcusuna,teknik kadrosuna birbirinden garip açıklamalar içinde Basın sözcüsü Fatih Mert'in sözleri farklı bir yerde duruyor.Daha öncekiler gibi birilerinin kılıcını sallamadan ve genel düzeysizliğe uymadan yaptığı yerinde,düzgün açıklamarıyla bir teşekkürü hakediyor.Son açıklamasındaki ''Camiamızdan ricamız, konuşulan her şeyi 3 haftalığına rafa kaldırmalarıdır. Enerjimizin tamamını oynayacağımız maçlara harcamamız gerekmektedir. Herkesin bu bilinçle hareket edeceğine inanıyoruz."şeklindeki yerine ulaşmasını umduğum ince ayar içinde "anlayana" diyorum.

Ligin matematiği

Bir türlü "oh" demenin mümkün olmadığı ligde son 3 hafta,önündeki 3 maçtan da puan alamazsa kaderi altındaki takımlar tarafından çizilecek olan Ankarasporu'da dahil edersek 8 takım son 3 haftaya elde kağıt kalem,kulağı diğer maçlarda puan hesabı yaparak giriyor,hesap öyle karışık ki bu hafta oynanacak Denizlispor-Ankaraspor,Konyaspor-Eskişehirspor maçlarının sonuçlarına göre küme düşme barajı biraz daha netleşecek.Şuan ki tabloda 38 puan çok ince hesap yaptırtır belkide işi ikili averaja bırakır,39 puan kritik gibi duruyor,40 puan bulan takım ligde kalıcak gibi gözüküyor.Nersesinden baksan çok ihtimalli çok bilinmeyenli bir denklem okadar çok ihtimal varkı yazılan çizilen herşeyin kağıt üzerinde kalma ihtimali bile var.Beşiktaş maçından alınacak 3 puan dahi sonraki Denizli maçının belkide Ankaragücü'nün son yıllarda oynadığı en hayati maçı olacağı gerçeğini değiştirmeyecek.Her ne kadar "ligin matematiği" desemde olasılık hesaplarının işe yaramadığı bir durum.3+3 6 eder elde de bir maç kalırsa deymeyin keyfime,yoksa akıl sağlığım ciddi tehlike altında.

8 Mayıs 2009 Cuma

Anti-Melih Gökçek

Melih Gökçek'in Ankaragücü sevdası ilk Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olduğunda başlamıştı o zaman da şampiyon Ankaragücü vaadleri verilmiş,hatta; seçim propagandası olarak uzun sarı lacivert balonlar dağıtılarak sempati kazanılmaya çalışılömıştı,o zamanki seçim sonuçlarının sokakta ve tribündeki değerlendirilmesinde Melih Gökçek'i belediye başkanlığa taşıyanın bu vaadlere kanan Ankaragücü taraftarı olduğu çokça inanılan bir görüştü...

2009 yerel seçimlerine gelene kadar bir kaç kez Melih Gökçek Ankaragücü'ne talip oldu,ancak dönemin yönetimleri tarafından reddedildi.Ankaragücü yönetimini ele geçiremeyen Gökçek,önce çalkantılı bir dönemden geçmekte olan Fenerbahçe'ye ciddiyetsiz bir o kadar da fantastik bir teklifte bulunarak kulübün Ankara'ya gelmesi önerildi,ardında Ankaragücü hırsıyla Ankara Büyükşehir Belediye Spor'u kurdu.
Belediyelerin ve başkanlarının profesyonel sporlara olan katkıları haklı bir yasayla sınırlandırıldıktan sonra ismi Ankaraspor AŞ olan kulüp belediye ihalerinde yazılı olmayan sümen altı bir değişiklik yapmış,artık ihale almak isteyen firmalar sponsor ismi altında klube katkı sağlamaya zorlanmıştı,..Melih Gökçek ahlakına çok ters düşmeyen bir durum...
Amatör sporlara harcanması gereken kaynaklar el altından Ankaraspor'a aktarılıyor,örneğin transfer ücretleri olduğundan çok daha düşük gösterilerek,tepki alınmamaya çalışılıyordu...
Hiçbir geleneksel,tarihsel kökeni olmayan,camia olmayı beceremeyen kulüp Belediye'de iş imkanı sağlanan yada yine belediye olanakları kullanılarak bir takım rantlar karşılığı göreve getirilmiş sözde tribün liderleriylede bir taraftar potansiyeli yakalıyamayınca Melih Gökçek için hayalkırıklığı yaratmaktan öteye gidememişti.
Son yerel seçimler öncesi,mensubu olduğu iktidar partisinin verdiği siyasi gücüde arkasına alarak hiçbir dönemde olmadığı kadar Ankaragücü'yle ilgilenmiş öyleki bugüne kadar olan süreçte hep muhalifi olan Ankaragücü tribün gruplarınıda kapalı kapılar arkasında verdiği sözlerle yanına çekmeyi başarmıştı.Aslında Gökçek en iyi bildiği işi yapıyor Ankaragücü'ndeki yönetimsel kaostan faydalanıyor kendise birkez daha belediye başkanlığı yolunu açılmasında katkı sağlayacak tek bir oyun siyasi rantını hesaplıyordu...Yine bu dönemde bugüne kadar Cemal Aydın'ın taraftarla olan köprüsü konumundaki tribünlerin Apo Dayı'sı saf değiştirip artık aynı köprüyü Melih Gökçek'le Ankaragücü tribünleri arasında kurmaya çalışıyordu...
Rant=Melih Gökçek
Siyasi rant anlamıda hiçbir değeri olmayan Ankaraspor Aş nin ranta dönüştürülmesi Gökçek'e göre Ankaragücü'nün üzerinden geçiyor sözde birleşme sağlanırsa Ankaraspor'un süper ligde takımı olmayan şehirlere verilerek hem Ankaragücü ve Ankara'nın hemde transfer olunacak diğer şehirden sağlanacak rantın hevesi Melih Gökçek'in "rant için her yol mübah" siyasi tavrında bir taşla iki kuş vurmak demek olacak...
Seçim öncesi verilen vaadler, sadece birkaç deplasmana taraftar için otobus sağlanmasından öteye geçememişken,nedenini bilmediğimiz bir takım şartların(ki bunlarıda tam olarak bilmiyoruz) öne sürülmesi samimiyetinden şüphe ettiriyor.Kutuplaştırıcı siyasetinin sadece isminin geçtiği taraftar forumlarında bile çatışmalara neden olması,sözde birleşmenin gerçekleşmesi olasılığına ve sonradan yaşanacaklara olan kaygıları artırıyor.
12 sene boyunca "tek adam" yönetiminden,başka bir tek adam yönetimine geçme yanlısı olan hiç olmassa geçen 12 seneden bu dersi almış olması gereken kimi Ankaragücü taraftarıda bu oyunlara maalasef alet oluyor.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

6 Mayıs 1972

bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı,
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı,
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı,
gittiler akşam olmadan ortalık karardı...

Attila İlhan

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Maradona by Kusturica


"Looking for Eric"i yazmasaydım "futbol filmleri" yazısına bu belgeselle başlamayı düşünmüştüm.Hem D10s'a bir saygı duruşu olarak hemde bu saygıyı fazlasıyla hakettiğini bu belgeselle bir kez daha gördüğümden.
Belli ki fena bir Maradona hayranı usta yönetmen Emir Kusturica bugüne kadar pek görmediğimiz yönleriyle anlatmış Diego'yu.Belgeselin başlarında pek sallamıyor Kusturica'yı ızdırap oluyor ama sonradan tadından yenmez bir hal alıyor,fakir çocukluğundan başlayıp uyuşturucu kullandığı dönemin samimi itiraflarına,eşinin nasıl hayatı boyunca hep yanında olduğundan,kızlarıyla olan ilişkisine klasik tabiriyle futbolcu değil insan Maradona'yı buluyoruz,bunları yaparkende geri planda da Fidel'li Chavez'li Morales'li inceden bir Latin Amerika profili izliyoruz..
Diego'nun nasıl bir gönüllerin kardeş takımı Boca Juniors taraftarı olduğu,Maradona Kilisesi,Napoli taraftarının nasıl Maradona hayranı olduğu,Kusturica'nin filmlerindeki Diego'nun hayatı ile benzerlikler ve karşılıklı top sektirmeleri güzel ayrıntılar.
"Futbolun Tanrısı"nın kokain kullandığı dönemleri anlatırken "Emir eğer kokain kullanmasaydım nasıl bir futbolcu izlerdiniz biliyormusun"demesi,"daha napıcaksın be baba" dedirtiyor.Fifa'ya Brezilya'ya İngiltere'ye verdiği ayarlarla gülümsetiyor..
Özetle "D10s"u sevmiyorsanız bile bu belgeseli seyredin derim..

çakallık için link; http://www.youtube.com/watch?v=g9isFmV7s4s

Legal olmak gibi bir derdimiz yok nasılsa,buyrun belgeselin linkleri,benim yüklemem değil linkler ölürse sorumluluk almam.İndirin izleyin..

Bölümler;1,2,3,4,5,6,7,8

O son bira

Tanıdık simalardan kısafilm,Duvardaki Gençlerbirliği bayrağına dikiz..
Bölüm 1


Bölüm 2


Bölüm 3


İnternet sansürü olan ülkeler için; ktunnel'e giriyorsunuz aşşağıdaki linkleri yapıştırıorsunuz.
www.youtube.com/v/B6dn1s2QQV4&hl=en&fs=1
www.youtube.com/v/HK60aB8NVCk&hl=en&fs=1
www.youtube.com/v/GPP7iDERKcE&hl=en&fs=1

Ankaragücü:1 Ankaraspor:0


Hafta boyunca Fenarbahçe galibiyetinin etkisi tüm taraftar forumlarına yansımıştı,deplasmanda alınan hayati 3 puan 100 yıla hazırlık hedefine yaklaştırmıştı ancak matematiksel olarak garantilenmedikçe oynanacak her maçın hayati önem taşıdığı,aynı saatte başlayan rakip maçlarından goller gelmeye başladıkça iyiden iyiye hissedilmeye başlandı.
Bir çok yönüyle Ankaragücü için anlamlı ve önemli bir maçtı,özellikle Fenerbahçe galibiyetleri tüm takımlar için sonraki maça olumsuz etki yapma şansı yüksek maçlardır hele hele o galibiyet deplasmanda kazanılmışsa,Türkiye'nin en çok yazılan,çizilen,konuşulan takımını deplasmanda yenmek bir sonraki maça konsantreyi hep zorlaştırmıştır,taraftar içinde futbolcu içinde.
Söylemeye hacet olmayan diğer bir zorluğunu anlamak için puan durumuna 10. sıradan itibaren bir göz gezdirmek yeterli sanırım,her ne kadar ligde kalma barajının 35-39 puan arası olacağını düşünsemde anlaşılan o ki son haftaya kadar alınacak her puan atılacak her gol 3. takımı belirlemede ikili averajın bile etkili olabileceği bir ligde altın değerinde.
Bunlara düşme hattındaki diğer takımların yöneticileri ve teknik kadrolarının "onurlu mücadele ve şaibeye mahal vermeme" çığırtkanlıklarıyla rakibi motive etme gayretleride eklenince maç olduğundan dahada zorlaşıyordu.Ligde bu sene hem alt hem üst sıralarda moda olan "biz şimdiden uyaralımda sonradan başımız ağrımasın" taktiğine Ankaragücü yönetiminin ve teknik kadrosunun itibar etmemesi hatta taraftar forumlarında açılan benzer konuların taraftar arasında bile "biz kendi işimize bakalım,çıkıp yenelim" minvalinde rağbet görmemesi tamda Ankaragüçlülüğe yakışır bir tavır oldu.

Bir süredir pazarlık sofralarına meze yapılan birleşme konusu,Melih Gökçek'in çiçeği burnunda,cesur ve başarılı yeni yönetimi tanımaz aba altından sopa gösterme gayretleri hatta dahada ileri giderek haddine düşmeden olası küme düşme durumda uygulanacak senaryo ve plan tehditleri,kulubü teslim alma çabası Ankaraspor maçına "sadece futbol maçı" olma halinden çıkarmıştı,en azından benim açımdan.Golden sonra yeni yönetime biraz daha mesafeli duran "Gecekondu ve Kapalı"nın başlattığı ve tüm stadın katıldığı "Cengiz Topel" tezahüratı Melih Gökçek'e bir tavır olarak algılanabilir mi bilmiyorum ama en azından bir teşekkürü hak etmişti sayın başkan.

Jean Paul Sartre'nin "futbolda herşey karşı takımın varlığıyla çetrefilleşir" sözünü hatırlatıp Ankaraspor'un hakkını da teslim ettikten sonra,Fenerbahçe maçında alınan 3 puanı anlamlı hale getiren,100.yıl hazırlıklarına başlatacak kadar rahatlatmasada alınan 3 puan hem anlamlı hemde önemli.Bu saatten sonra bu tip maçların teknik taktik analizini yapmak ki böyle bir niyetim yok çok da anlamlı değil..

1 Mayıs 2009 Cuma

Looking for Eric


Yönetmen koltuğunda Ken Loach'ı kadroda efsane 7 Eric Cantona'yı görünce ,planladığım "futbol filmleri" yazısına aceleci bir giriş yapmış oldum.Alt ekonomik sınıfa mensup insanları anlatan filmleriyle tanıdığımız Ken Loach bu kez bir postacının hikayesini anlatıyor,Manchester'li postacının darmadağın hayatına dumanlı bir kafadayken Eric'de dahil olur...Memlekette vizyona girermi bilmiyorum ama film 13 Mayısda Cannes da sahaya çıkıyor...Nefis finaliyle fragman aşşağıda;

Başbakan bile giriyor,hala youtube giremeyenler ktunnel'e yapıştırsınlar linki: http://www.youtube.com/watch?v=mDiAvn_CC08

32 sene sonra Taksim geri alındı

30 Nisan 2009 Perşembe

Sedat Balkanlı


Ne zaman adını duysam seneler önceki Ankara'da 2-1 biten Galatasaray maçı gelir aklıma,Kalenga'nın iki gol attığı;ilk gol öncesi Mehmet Yıldırım (terminatör) maratonun saatli köşesinde Sedat'a üst üste öyle çalımlar atıp orta yapmıştıki sanırım tüm Galatasaray defansıda bu çalımları seyrederken 1.60 lık Kalenga'ya kafayla ilk golü attırmıştı.12 sene olmuş yavaş yavaş yitişini seyretmeye başlıyalı,her hatırladığımda o maçı sana dair bir umut olurdu içimde, bu kez hüzün...

29 Nisan 2009 Çarşamba

Frank Ribbery


youtube'ye giremeyenler için videonun linki; ktunnel'e yapıştırın http://www.youtube.com/watch?v=34Gl20k1chA

Yapıştırma bilet


Kadim zamanlardı,kapalının merdivenlerinden koşarak çıkılır,yeşil çim görününce dünya bizim olurdu,hemen kapının üstüne bakılır kim var kim yok,kaç kişiyiz kolaçan edilirdi...girilmişti bi kere maça...Biletler saman kağıda basılır,kapılardaki gişelerde satılırdı,biletix ve barkodlu biletleri çok uzaktaydı...

Eğer daha önceden bir hazırlığımız yoksa kapalının demir pencereleri altında;içeri girenlerin topladığı yırtık biletleri atmasını beklerdik...İçerden sesler yükselmeye,maç saati yaklaşmaya başladıkça heyecan artardı...Atılan yırtık biletler kuytuda uhu'yla eşleştirilir,yapıştırılmış kısım avcun içine saklanarak bileti kesen görevliye uzatılırdı,biletçi yırttığı kısmı kapının kenarına iliştirilmiş torbaya atıp,polis kontrolünden de geçtikmi...Basamaklar bitmek bilmezdi...
Bilet yapıştırmak incelik ister,hazırlık ister
-bi kere her gidilen maçta "abi koleksiyon yapıyorum da"bahanesiyle mümkün olduğunca düzgün parçalar toplanır..
-maç sonu eve gelindiğinde renk renk ayırdığınız biletlerin yanına yeni toplananlarda ilave edilir,bir sonraki maçın olası biletleridir onlar..
-uhu idare eder malzemedir,şeffaf bant zorda kalındığında kullanılmalıdır ama pritt benzeri kağıt yapıştırıcılarının piyasaya çıktığı gün bilet yapıştırma sanatında çok şey değişmiştir.
-yırtık yerlerinden özenle eşleştirilmiş,bazen fiyatları çoğu zaman seri numaraları farklı,renk renk biletler cüzdana doldurulur.
-bir suç ortağı olması her zaman faydalıdır,ortaklardan biri kapalı gişesine yanaşır amaç biletin rengini görebilmektir"ne kadar bilet" gibi bilimum soruyla görev tamamlanır.
-eğer çok zamandır yapıştırma bilet işindeyseniz stokta mutlaka aynı renk biletten mevcuttur fiyat tutmasada...
-asla kapı sakinken kontrole girilmez mümkünse en kalabalık en galeyan an kollanır gayet kendinden emin bir ifadeyle ortak bir iki kişi arkada kapıya yaklaşılır...
-yapıştırma bilet hiçbir zaman görevliye kessin diye verilmez,elde kamufle edilen yapışmış kesim "abi kolay gelsin,kalablık mı içerisi" soruları eşliğinde uzatılır..
-hiç bir maç görev unutulmaz ve sonraki maç için bilet toplamaya devam edilir...

resimdeki bilette yapışma izi net olarak görülmektedir,ancak seri no lara dikkat;buda yapıştırma bilet işçiliğinin geldiği son noktadır...